Bugun...
DİLİMİZDİR MİLLİ ŞUURU BESLEYEN


Sibel Unur Özdemir GÖNÜLLER SOHBETTE
 
 

            DİLİMİZDİR MİLLİ ŞUURU BESLEYEN

Düşünce ve duygularımızı birbirimize aktardığımız bir iletişim aracıdır dil. Aynı dili konuşmak millet olmanın yegâne koşuludur. Bir milletin ortak kültürüyle yol alan, milli şuuru, milli birliği ve beraberliği sağlayan dilimizdir.

Dünümüzden bugünümüze kültürel değerlerimizle ulaşırız. Ulaşırken de dilimizi kullanırız. Edebiyatımızı, sanatımızı, ilmimizi, bilimimizi, tekniğimizi, müziğimizi dilimiz sayesinde nesillerden nesillere aktarabiliriz. Bu nedenledir ki dilimize sahip çıkmalı, dilimizi korumalıyız.  

Millet olarak dilimiz bozulursa işte o zaman kültürel sorunlar meydana çıkar. Edebiyatımızda, sanatımızda vb. unsurlarda sıkıntılar vuku bulur. Bu da milli varlığımızın zedelenmesine neden olur ki işte bu bağlamda milli varlığın korunmasıyla dilimizin korunmasını bir algılamak, bir değerlendirmek gerekir.

Hatırlayalım… Karamanoğlu Mehmet Bey 4.5.1278 tarihinde “Bundan böyle divanda, dergâhta, bârgâhta, çarşıda ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.” demiştir.

Günümüzde mağazaların tabelalarına baktığımızda çoğunun üzerinde yabancı isimler, yabancı kelimeler olduğunu görüyoruz. Bu tabelaları neden tercih ediyorlar? Neden Türkçe kelimeler değil de yabancı kelimeler kullanmayı seçiyorlar? Acaba kullandıkları o tabelalarda yazan yabancı kelimelerin ne anlama geldiğini biliyorlar mı? Müşterilerin dikkatlerini mi çekmeye çalışıyorlar? Farkında olmadıkları bir şey var ki şimdi o soruyu soruyorum onlara.  Bu durum yaşayan bir canlı olan dilimizin sadece bozulmasını, değişmesini değil milli kültürümüzü, benliğimizi kaybetmemize sebebiyet vermez mi?

Güzel Türkçemizde birbirinden anlamlı kelimeler, sözler varken tabelalarda yabancı isimler kullanmak neden? Bu bir özentiden mi ibaret yoksa reklam yapmak, rantı yakalamak, müşteri çekmek mi? Reklamı, rantı, müşteri çekmeyi bir kenara bırakıp olaya dilimiz açısından bakılması gerekmez mi?

Cep telefonlarında ya da bilgisayar üzerinde gerçekleştirilen mesajlarda kısaltılmış kelimelere, sesli harflerin yazılmamasına sık sık rastlıyoruz. Bu doğru mu? Neden böyle bir kısaltmaya giderek Türkçemizin bozulmasına yol açılıyor?

Peki bu olup biten hiç mi dikkatinizi çekmiyor, içinizi yakmıyor, yüreğinize dokunmuyor? Bunun farkında mısınız? Düzeltmek için ne yapıyorsunuz? Yoksa siz de “tamam” yerine “ok”, “merhaba” yerine “hi” mi yazıyorsunuz? Olup biten sizi ilgilendirmiyor mu?

Kelimelerimizi mi unutuyoruz çabuk iletişim adına ya da umursamıyor muyuz olup biteni. Tabelalarda yabancı kelimeler görmek, mesajlarda bozuk sözcüklere rastlamak yavaş yavaş tükettiğimiz masallarımızı, ninnilerimizi, türkülerimizi hatırlatıyor mu bize? Yoksa unutuyor muyuz kendi öz kültürümüzü şekillendiren dilimizi. Dilimizdeki bozulma ve kirlenmenin açacağı olumsuzlukları durup düşünmek gerekir. Işıltılı tabelalara, led ekranlara yabancı isimler yazmak bu vatan uğruna kanlarını dökmüş atalarımızın da kemiklerini sızlatıyor olmalı. Geçmişe doğru gittiğimizde hatırlar mıyız acaba Orhun Kitabelerini yazan, Bengü taşların üzerine dillerini kazıyan bir milletin torunları olduğumuzu. O günlerden bugünlere değişen ne?

Okumayan çocuğun/yetişkinin kelime haznesi ne kadar gelişir? Hayal dünyası nasıl şekillenir? Günlük yaşamımızda kaç kelime kullanıyoruz? Hayatımızı kaç kelime ile şekillendiriyoruz?

Niye gitgide az okuyan bir toplum olduk? Çocuklarımız teknolojinin esiri oldu. Elbetteki teknoloji de önemli. Zaman teknoloji çağı. Ancak sadece internet üzerinden değil bilgiye kitaplardan da erişilmeli. Sadece bilgi mi? Çocukluğum da okuduğum onca kitabı hatırlıyorum da… Şimdiki çocuklar ne kadar kitap okuyor. Okudukları kitapların ne kadarı doğru düzgün. İmla kuralları yerinde kullanılmış mı? Temiz, duru bir Türkçe ile mi yazılmış?

“Başka dile uymaz annenin sesi / Her sözün ararsan vardır Türkçesi.” demez mi Ziya Gökalp.

Ya Konfüçyus bakın neler demiş dil hakkında: “Bir ülkenin yönetimini ele alsaydım, yapacağım ilk iş, hiç kuşkusuz dilini gözden geçirmek olurdu. Çünkü dil kusurlu ise kelimeler düşünceyi iyi ifade edemez. Düşünce iyi ifade edilmezse, görevler ve hizmetler gereği gibi yapılamaz. Haliyle âdet, kural ve kültür bozulur. Âdet, kural ve kültür bozulursa adalet yanlış yollara sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir!”

Atatürk'ün “Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” sözlerini anımsayalım.

Bir de o şiiri yeniden, yeni baştan hatırlayalım ve öyle seslenelim birbirimize…

“Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum

Göreniniz bileniniz duyanınız var mı?

Bir ferman yayınlamıştı...

Hayal meyal hatırlayıp da sahip çıkanınız var mı?”

…………………………

KAYNAK:

http://www.turkcede.org/turk-dili/795-tabeladaki-yabanci-kelimeler.html

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/9168

https://www.edebiyatogretmeni.org/dilin-insan-ve-toplum-hayatindaki-yeri-ve-onemi/

http://www.anadilim.org/dilin-millet-hayatindaki-yeri-ve-onemi.html



Bu yazı 313 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI